ACE Mimarlık: ” Yaptığımız her üretimin, kendini meşru kılma zemini olmasını çok önemsiyoruz.”

Aviled Mimarım sponsorluğunda bu hafta ACE Mimarlık’ın Çankaya’daki ofislerine konuk olduk. Mimar Orçun ERSAN ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

0 695
Mimar Orçun ERSAN

Orçun Bey, bize biraz kendinizden, meslek seçiminizden bahseder misiniz?

O. E. : 1996 yılında Gazi Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü’nden mezun oldum. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli ofislerde çalıştım. Mezun olduktan sonra da ACE Mimarlık’ta meslek hayatına atıldım. Son 10 senedir de ofisin yönetiminde yer alıyorum. Meslek seçimi konusuna gelecek olursam, küçük yaşlarda ACE’de gördüğüm ofis ortamı beni çok etkiledi. İlkokul ve ortaokul zamanlarında babamın ofisine gittiğimde gördüğüm manzara, çizim masaları, akrobat lambalar, güzel müzikler, tüm bunlar ilgi çekiciydi ve sonrasında da mimarlık okudum.

Ofisiniz iki nesildir devam eden ofislerden, bu durumu göz önünde bulundurarak ofislerin ekip yapısı ile ilgili neler söylemek istersiniz?

O. E. : İki nesildir devam etme sorusu çok ilginç çünkü kurumsallaşma meselesi bizim üzerine çok düşündüğümüz bir konu. ACE aslında bir aile şirketi. Babadan oğula geçiyormuş gibi bir algısı var ama bizim kendi ekibimiz içinden de bu yönetime dâhil olan arkadaşlarımız var. Standart aile şirketi veya aile mimarlık ofisi formatından daha kurumsal bir yapıya geçmekle ilgili ciddi bir enerji ve emek sarf ediyoruz. Önemli bir yol katettik fakat bu tek atımlık bir şey değil. Yapıyorsunuz ve oluyor gibi bir durum değil. Bu konuya sürekli enerji harcayarak fikir üretmeniz gerekiyor. Ofisin işleyişini o yöne doğru evirmek adına adımlar atıyoruz. Marka değerini kuvvetlendirmek, kurumsallaşmak çağın gerektirdiği bir şey. Ülkemizdeki, en köklü şirketler dahi 2., 3. nesildir varlar, yurt dışı örnekleri gibi 7, 8 nesildir varlığını sürdürmüş büyük markalarımız yok, dolayısıyla mimarlık ve tasarım alanı için de bu durum benzerlik gösteriyor. Can Bey’in ACE Mimarlığı kurduğu dönem büroların dönemiydi. Organizasyonu, kurgusu anlamında bir tane usta mimar ve onun etrafında örgütlenen -bugüne göre daha az sayıdaki- çalışanlardan kurulu olan bir dönem. İş yapma biçimi farklı, ister istemez üretme biçimi farklı, şu an öyle çalışmak pek mümkün değil.
ACE’nin mevcut kadrosu 24 kişi. Şu an stajyerlerle birlikte sayımız 30’a yaklaştı. Günümüz dinamikleri başka bir üretme biçimi, başka bir yönetme biçimi gerektiriyor. Belki işin özü; tasarıma yaklaşım, meslek ahlakı bazında çok yakın olabilir ama yapma biçimi ve yöntemi ister istemez değişti.

Ofislerin ekip olarak sayıca artması konusuna nasıl bakıyorsunuz, bu meselede sizin ofisinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

O. E. : Ofislerin nasıl büyüdüğüne bakmak gerekiyor, her birinin farklı büyüme pratikleri var. Kimi ofisler iş bazlı büyüyüp küçülüyorlar fakat biz o formatta bir ofis değiliz. Biz arkadaşlarımız kendi ofis kültürümüz ile yetişsin, o kültürü alsınlar istedik. Bunda da muvaffak olduk. Onların içinden gelen yetişmiş yönetici arkadaşlarımız var, ekip liderlerimiz var.

ACE’de 5 tane tasarım ekibi var. Her birinin ekip liderleri var, onlarla beraber çalışan mimar, iç mimar, teknik ressam, grafik tasarımcı ve fotoğrafla ilgili arkadaşlarımız var.

Bunun yanı sıra tabii ki dışarıdan aldığımız danışmanlıklar var, mühendislik hizmetleri var. Bu şekilde yaptığımız işte istediğimiz kaliteye ulaşmak, işin kontrolünü ilk elden sağlamak ve çizgisini bir standartta tutabilmek mümkün oluyor.

Biraz mimarlık stüdyosu gibi çalışıyoruz. Tasarımın üretilme biçimi de üniversitedeki stüdyo formatında.

Ofisinizin felsefesini öğrenebilir miyiz?

O. E. : Sahici bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ve sürekli arıyoruz. Bulabileceğimizi de sanmıyorum ama arama kısmı önemli. Sorguluyoruz. Yaptığımız şeyi, kendi ürettiğimizi, ortaya çıkan ürünü, iş yapma biçimimizi, bir sonraki hamleyi, bir sonraki işi çok fazla sorguluyoruz ve hep, o sorgulamadan sonra bir şeyler üstüne ekleyerek ilerlemeye çalışıyoruz.

Tabi ki vazgeçilmez olan belli şeyler var; çalışmak, meslek ahlakı, işverenle kurduğumuz ilişkilerin gerektiği gibi olması, -bizden talep edilmese bile- bir standardı en azından asgaride sağlamaya çalışmak gibi.

İşlevsellik bizim için çok önemli, yapının tektoniği, mekanın kendi tektoniği, yapı elemanlarını veya iç mekan tasarımını düşünürsek mekanı oluşturan bileşenlerin ilişkisi, bunun bir nedenselliğe dayanıyor olması, kendini meşru kılabilmesi. Genel anlamda yaptığımız her üretimin kendini meşru kılma zemini olmasını çok önemsiyoruz. Sonuç ürün ne kadar farklı olursa olsun gerisindeki düşünce buna dayanıyor.

Çok farklı fonksiyonda olan yapı tasarımlarınız var, “tasarlamadık” diyebileceğiniz bir kullanıma sahip yapı tipi var mı?

O. E. : Tasarım alanının bir sürü alt bileşeninde faaliyet gösteriyoruz. Mimarlık tabii ki bunun ana lokomotifi. Onun çok büyük bir kısmını da büyük ölçekli konut projeleri, ofis projeleri ve karma kullanım projeleri oluşturuyor. Bunun dışında hatırı sayılır sayıda eğitim yapılarımız var, spor kompleksi yapılarımız var, turizm projelerimiz çok fazla sayıda var. Oteller, butik oteller, tatil köyleri, Ar-Ge binaları var ama bir tek havaalanı veya büyük ölçekli bir ulaşım yapısı henüz yapmadık. Elbette, onu da yapmayı isteriz.

Projelerinizi iç mimarileri ile birlikte mi projelendiriyorsunuz?

O. E. : Bu aslında tasarımın kendisini tamamlayan bir şey. Peyzaj, nasıl ortaya koyduğunuz ürünün bileşenlerinden bir tanesi ise, iç mekân tasarımı da aynı şekilde. Siz projeyi tasarlarken o mekâna dair bir sürü şeyi de hâlihazırda düşünüyorsunuz. Daha sonra projeyi başka birine teslim ettiğiniz zaman aynı çizgiyi yakalamak çok zor oluyor. Projenin ana kurgusunda belli referanslar yer alıyor ve bunu baştan o süreci yaşamamış birisinin anlaması ve ete kemiğe büründürmesi çok mümkün olmuyor. Geçmişte bundan dolayı ciddi sıkıntılar yaşadık. Dolayısıyla başladığımız işi tamamına erdirmek, işi hakkıyla yapmak gayesiyle birkaç senedir iç mekan tasarımı hizmeti de veriyoruz. Önce kendi projelerimizle başladık şimdi diğer projelerle ilgili de çalışıyoruz. ACE’deki 5 tasarım ekibinden bir tanesi sadece iç mekân tasarım projeleri ile ilgileniyor.

Şu anda devam eden bir teknoloji merkezi projemiz var. Projesini hazırlamanın yanı sıra uygulamasının kontrolörlüğünü de yapıyoruz. Konut projeleri var. Kendi yaptığımız Marka Konut Projeleri’nin satış ofislerinin dekorasyonları, örnek daire dekorasyonları var.

İşinizin zorlukları ve güzelliklerine değinecek olursak bu konuda neler söylemek istersiniz?

O. E. : Bir şeyi yoktan var etmeye çalışmak, modernist bir söylemle bakarsanız tanrı rolü ile insanlık arasına sıkışmış bir hikâye. Bunu; iç mimarlık, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik tasarım olarak ayırmadan bütün tasarım alanları için söyleyebilirim. Bunun dışında yaratma süreci, insanın bir yandan da kendisiyle yüzleşmesi oluyor. Çünkü düşüncenizi gözle görülür, elle tutulur bir hale dönüştürdüğünüz andan itibaren insan hem kendisiyle yüzleşiyor hem de bütün açıklığı ile kendini başka birisinin önüne atmış oluyor. Aldığımız eğitimin daha doğrusu tasarım eğitiminin temelinde de bu var. Bütün okul jürilerinde, hazırlanan sunumlarda birden kendinizi bir grup insanın önüne atıyorsunuz. Meslek hayatı boyunca da çok farklı olmuyor diye düşünüyorum. En azından benim deneyimim bu yönde.

Dolayısıyla bu ayrı bir özen gerektiriyor. Hem insanın kendiyle yüzleşmesi çok zor, bunun için uğraşmanız lazım, hem de onu açık yüreklilikle, bütün eleştirilere açık olarak hatasıyla sevabıyla bir üçüncü kişinin önüne koymak çok zor, gerçekten çalışmak gerekiyor. Benim için; mesai saatleri içinde kalarak yapılabilecek bir iş hiç olmadı. Çünkü işin kendisi öyle değil, süreçle kurduğunuz ilişki başka bir şey gerektiriyor, bir matematiği yok. Şunları şunları yaptığınız zaman sizi doğruya ulaştırıyor diyemeyiz veya daha önce başarılı olduğunuz bir yöntemi başka bir konuyla ilgili sergilediğiniz zaman yine olacak diye bir şey yok. Dolayısıyla günün sonunda bitmek tükenmek bilmeyen ve insanın -eğer öyle bakmıyorsanız- hayatından çok çalan bir meslek bu. Kabul edeceksiniz ve tadını çıkartacaksınız çünkü mücadele edebileceğiniz ve kaçışı olan bir şey değil.

Bu sürecin kendisinden keyif aldığınız zaman ise müthiş bir şey. Çok az alanda insanın kendini başka bir şey üzerinden var etmesi mümkün olabiliyor ve bunun tekrar ederek sınanmaya devam etmesi, başka örnekler de ortaya koyabiliyor olması çok ayrıcalıklı bir şey. Dolayısıyla hata yaptığınız bir şeyi düzeltme imkânınız var, iyi yaptığınız bir şeyi daha iyi yapma imkânınız var. Kendinizden vazgeçme imkanınız var, yeniden keşfetme imkanınız var. Bir de uğraştığınız konu hayatın her alanına dair olduğu için onu besleyen şeylere de -diğer sanat dallarına, resme, müziğe, sinemaya, gastronomiye, spora- ilginiz var ise size o bileşeni, o yaşantının yaşantı olmasını sağlayan her bir unsuru iyi değerlendirme imkanı veriyor. Onu anlamazsanız yaşama dair söz söyleyemiyorsunuz. İç mekan tasarımı ve mimarlık aslında yaşama dair bir söz söyleme ile ilgili dolayısıyla iyi değerlendirirseniz çok keyifli.

Sizin için en özel projeniz hangi projenizdir?

O. E. : Geçtiğimiz senelerde Ordu’da bir Okul Öncesi Eğitim Merkezi ile bir Kütüphane projesi yaptık. Bu projelerin iç mekân tasarımı ile ilgili de İstanbul’dan sevgili Escape From Sofa ile beraber çalışma imkânı bulduk. Çok keyifli bir deneyim oldu. Onlar da çok güzel bir iş çıkardılar. O kütüphanede bizim düşündüğümüz, kurguladığımız, öneri olarak sunduğumuz yaşam gerçekleşti ve bunu ilk elden gördük. Mesela kütüphane binasında bir merdiven tasarladık. Merdiven sırf düşey sirkülâsyonu sağlamaz, eğer imkân verirseniz oyun alanıdır, oturma alanıdır, sosyalleşme alanıdır. Kütüphanenin açıldığı gün bana merdivenlerden fotoğraf gönderdiler, öğrenciler hemen o merdivene oturmuş ders çalışmaya başlamışlar.

Okul Öncesi Eğitim Merkezi ile ilgili de oğlumla beraber – o zaman 3.5 yaşında idi- yapıyı deneyimleme şansımız oldu. Açılışına beraber gittik, her yerde koştu, rampalardan atladı. Çocuklar için tasarladığımız bir yapıda Arel’in nasıl keyif aldığını görmek inanılmaz bir deneyimdi.

Ordu Üniversitesi Emin Çetinceviz Merkez Kütüphanesi
Ordu Üniversitesi Emin Çetinceviz Merkez Kütüphanesi
Ordu Üniversitesi Düriye Çetinceviz Okul Öncesi Eğitim Merkezi

Peki meslek hayatım boyunca mutlaka bir … tasarlamalıyım dediğiniz bir iç mekan tasarımı veya yapı tasarımı var mıdır?

O. E. : Yaşamla ilgili derdi olan bir işverene güzel bir villa tasarlamak isterim. Çünkü yaptığınız yapıların başarısı, ortaya çıkan ürünün niteliği doğrudan işverenle ilgilidir.
Bütün modernist söylem örneklemesi 3 tane villa üzerinden dönüyor; Corbusier’in Villa Savoye’u, Frank Lloyd Wright’ın Şelale Evi, Mies’in Farnsworth evi. O evlerin çok güzel hikâyeleri var, öyle bir hikâyem olsun isterdim. Kullanıcısı ile aynı masaya oturabildiğiniz, tanıdığınız birine bir şeyi tasarlamakla hiç bilmediğiniz, sadece tahmin edebildiğiniz biri için tasarım yapmak arasında çok fark var. Yapının fonksiyonundan, büyüklüğünden bağımsız olarak kullanıcısı ile birebir çalışarak böyle bir villa tasarlamayı çok arzu ederim.

Nefis Çankaya Evleri, Ankara

Mimarlık mesleği ve kişinin karakteri konusuna nasıl bakıyorsunuz, sizce meslekte başarı için yetenek ve bilgiden bağımsız olarak karakter ne kadar önemli? Bir mimar için olmazsa olmaz özellikler nelerdir?
O. E. : Mimarlık mesleğinin uygulaması tek değil. Bence mimarlık hayata dair pek çok unsuru birlikte barındıran bir meslek alanı ve disiplin. Kişi proje üretmiyorsa, tasarım yapmıyorsa uygulamaları farklı oluyor tabi ki. Benim açımdan nasıl diye soracak olursanız; kişinin sürekli kendisi ile uğraşıyor olması lazım. Kendisini gerçekleştirmek ile ilgili bir derdi olması lazım. Yılmadan yeniliğe ve daha iyiye açık olması lazım. Güncel olanı, çağdaş olanı takip etmek ve kendini sorgulamakta da bütün duyarlılıkların tamamı var. Yılmamak çok önemli çünkü vazgeçtiğiniz anda bitiyor. Belki çok bilindik bir laf ama o yolu yürümek önemli. O yolun ne zaman biteceğini, ne kadar uzun olduğunu çok kestirmek mümkün değil. Hatta genel kabul o ki bitmiyor, sadece yürüyorsunuz varılacak bir yer de yok aslında ama doğrultu çok önemli. Bu sebat gerektiriyor, azim gerektiriyor, vazgeçmemeyi gerektiriyor, uğraş gerektiriyor. Sıkılıp bıraktığınız zaman bitiyor iş.
Kariyerini şekillendirme aşamasında olan genç mimar ve mimar adaylarına neler söylemek istersiniz?
O. E. : Kendilerini zenginleştirmeleri gerekiyor diye düşünüyorum. Zenginleşmek duruş ile ilgili ve hayata karşı duruşunuz ile elde edebileceğiniz bir şey. O kurduğunuz ilişki sizi zenginleştirebiliyor ya da fakir bırakabiliyor. Zenginleşmekten neyi kast ettiğimi biraz açarsam; çok iyi bir film seyrettikten sonra birden bir şeyler değişmiştir ve o sinema salonundan bir tatmin duygusu ile çıkarsınız. Böyle bir durumdan bahsediyorum veya çok sevdiğiniz bir ressamın sergisine gidip bir iki tabloyu yakından gördüğünüz zaman “ne iyi yaptım” dersiniz, iyi bir konser aynı hissi verir, bu tür bir zenginlikten söz ediyorum. Bir de arkadaşlarınız bu tür bir zenginliğe ulaşmanıza kolaylık sağlayabiliyorlar veya bundan sizi alıkoyabiliyorlar. Gündelik olan çok şey kaçınılmaz olarak hayatın parçası. Bu meslekte hayatın içinde olmak gerekiyor. İşi gücü tamamen bırakıp, hayattan kopup sadece tasarımla uğraşan süper kahraman veya aziz gibi, insanların üstünde olan bir profile inanmıyorum. İdealize edilmiş, kusursuz tasarımcı profiline inanmıyorum. Hatasıyla kusuruyla daha insan insan olmak gerek, Corbusier ile oturup konuşsanız belki de nefret edersiniz hiç bir fikrim yok veya “Mimar Babam” filminde Louis Kahn’ın insan yönünü görüyoruz, idealize edilmiş tasarımcı profilini kırıyor. Diğer ideal profili koyduğunuzda insanlar “ben o kadar kusursuz değilim” diye bahane üretmeye çalışıyorlar. Bu bir başkasının ne söylediği ile veya sizi nereye konumlandırdığı ile ilgili bir mesele değil, sizin kendinize olan inancınız ile ilgili bir hikaye. Tabi ki bizler de eleştirileri alıp kendimizi kontrol ediyoruz ama asla kendimizi o eleştiriler üzerinden var etmiyoruz. İnandığımız şeyleri her aşamada sorguluyoruz. Ortaya koyduğumuz veya kendi hareket yönümüzü belirleyen şey başka bir akıl süreci oluyor. Öyle herhangi bir şekilde ideal profile, mimarların siyah giydiğine, Corbusien gözlüklere inanmıyorum. Genç mimarlara da tavsiyem; bütün bu klişe, maksadını aşmış tanımlamaların ötesinde kendi düşünceleri içinde, kendi var oluşları üzerine bir yol bulup oradan ilerlemeleri. İster istemez hepimizin de yürüdüğü yol çok farklı olabiliyor. O yol çok bilinen dümdüz bir yol değil bunu bilsinler ve katı olmadan olasılıkları bir kenarda tutup değerlendirsinler, kuru kuruya bir ret ve kuru kuruya bir inanç işi olduğunu düşünmüyorum. Tasarımı farklı renklere farklı değerlere açık olarak kabul etsinler.
Bunun yanında okul sadece bir kapıyı açıyor dolayısıyla bütün her şeyi okuldan ibaret olarak değerlendirmemek lazım. Eğitimin olasılıkları ortaya koyması gerekiyor. Yolları çatallanan bahçedeki gibi bu disiplinde de bir sürü olasılık var, okulun o olasılıkları farkına vardırması veya keşfetmeye imkan tanıması, keşfedecek cesareti ve özgüveni aşılaması, o donanımı vermesi gerekiyor. Bütün hikayeyi okul hayatının 4 senesi veya 6 senesinden ibaret kıldığınız zaman bu işi kilitlemiş ve bitirmiş oluyorsunuz, dolayısıyla eğitim ve okul hayatına da bu gözle bakmak lazım.
Bizlere değerli vaktinizi ayırdığınız için ve bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.
O. E. : Ben teşekkür eder, derginize yayın hayatında başarılar dilerim.

Yozgat Yüzme Havuzu
Yıldız Kule

Abone olarak haberlerimizden anında haberdar olun.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.