Güneş Gökçek: “Projelerin yeni bir şeyler söylemesini önemsiyoruz, bunu yaparken mutlaka yeni olsun gibi bir argümanla değil, bağlamla örtüşmesini ve uygulanabilirliğini sorguluyoruz”

Aviled Mimarım sponsorluğunda bu hafta rggaA Mimarlık’ın Çankaya'daki ofislerine konuk olduk. Mimar Ragıp Güneş GÖKÇEK ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

1 1.947
Fotoğraf: rggA

Güneş Bey bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Mimar olmak istemiş miydiniz?

G.G. : Mesleğe giriş sınavının yöntemini ve seçimini biliyorsunuz, bu sebeple bilinçli bir mimarlık seçiminden bahsedemem. Bizim sınava girdiğimiz zamanda da ben mimarlık ve mühendislik ağırlıklı tercihler yapmıştım ve Yıldız Teknik Mimarlık Bölümünü kazandım. Sonrasında ise okul hayatında zorlanmadım ve mimarlığı çok sevdim. Biz biraz şanslı bir dönemdeydik diye düşünüyorum çünkü ilk proje hocalarım Gazanfer BEKEN, Raci Birol, Marif ÖNAL gibi isimlerdi. Hem bu kuşağın mimarlarını, bakış açılarını görmüş oldum, hem de o yıllarda yeni jenerasyondan kendini göstermeye başlayan Han TÜMERTEKİN, İhsan BİLGİN, Nevzat SAYIN gibi mimarların stüdyolarında bulunmuş oldum. Aynı dönemde Uğur TANYELİ mimarlık tarihi kürsüsünün başındaydı ve birçok dersimizi ondan aldık. Bu karşılaşmaların hepsi mimarlık eğitimimin hemen başında oldu.  Bunda İstanbul’da olmanın da etkisi var. Bu dönem bana mesleği daha çok tanıtan ve sevdiren bir süreç oldu.

Mimarlık ofisinizin bugüne kadar nasıl bir yolculuk yaptığını anlatır mısınız?

G.G. : Görece olarak kendi ofisimi açmam biraz geç oldu. 2001 mezunuyum ve 2014’te kendi ofisimi açtım. Bu süreç zarfında bir süre Ankara’da Abdi GÜZER ile Dalokay Mimarlık’ta çalıştım. Kolektif Mimarlık’ta çalıştım, bu sürede GMW ile de ortak işler yaptık. Daha sonra Yapı Proje Mimarlığa girdim ve 2010’ da da ofisin ortağı oldum. Bu süreçte yine Abdi GÜZER, Han TÜMERTEKİN gibi hocalarımla ortak çalışmalarımız oldu. Dolayısıyla ortak çalışmaları da  dâhil edecek olursam çok farklı ofislerle çalıştım diyebilirim. Ortaklıklarımız esnasında Astana’ da, Libya’ da ofisler kurmuştuk, belli bir alana angaje değildik ve çok çeşitli ölçeklerde, çeşitli tipolojilerde üretimin içerisinde kendimizi bulduk. 2014 yılından itibaren de rggA Mimarlık olarak çeşitli projeler üretmeye devam ediyoruz.

Bestekar Konser Salonu
Bestekar Konser Salonu girişi düzenlemesi, Ankara. Yapı inşaat halinde olup bu yıl içinde tamamlanması planlanmaktadır.

 

 

Ekip yapınızdan bahseder misiniz bize?

G.G. : Burada 4M Mimarlık ile iş birliği içinde projelendirdiğimiz Soran Üniversitesi ve BC Prestij konutları gibi birkaç büyük ölçekli projenin aynı anda alınması ile görece olarak hızlı büyüyen bir ofis olduk. Durumların dengelenmesi ile birlikte sayıca daha az bir kadroyla devam ediyoruz. Mimarlar, görselleştirme uzmanları ve teknik ressamlardan oluşan bir ekibimiz var.

BC Prestij, Erbil’ de karma kullanımlı bir yapı olarak önerildi. Proje böylesine yoğun alanlarda, yeterli mekan kalitesi sağlanmış, mahremiyet ilişkileri kurulmuş, kentsel boşlukları yaratılmış yerleşimler ve daire tipleri nasıl oluşturulur ve bunlar şehre nasıl bir kompozisyon ile siluet oluştururlar sorularının kesişim kümesi projenin temel yaklaşımlarını oluşturuyor.

 

 

Ofisinizde stajyerlere yer var mı?

G.G. : Evet, elbette. Bizim şu an özel hazırladığımız ve üzerinde çalıştığımız bir staj programımız var. Mimari stajların amacı mesleki pratiğini arttırmak ve bu sürede ofis içi işleyişe de dahil olmak. Fakat o iki aylık süreç öyle kötü bir zamana denk gelebilir ki, mesela sizin mimarlık adına fazla bir şey yapmadığınız ve üretiminizin daha durağan olduğu ya da daha tip detaylara yönelik olduğu bir zamandır. Onun olmaması için hem saha ziyareti yaptığımız hem de daha çok sunuma yönelik olan bir program bu. Bizim daha önceki projelerimizde kavramsal olarak masaya yatıralım dediğimiz ama bir şekilde işin gereği ortadan kalkmış olan konular var. O konunun üstüne gidip araştırma yapmalıydık dediğimiz konular var. Böylece sadece günü doldurmak için gelinip gidilen değil, hem daha keyifle ofisimize gelmek isteyecekleri hem de daha işlerine sarılabilecekleri bir seçime doğru gidiyoruz. Önümüzdeki günlerde gelişmeleri göreceğiz.

Ankara Kumanda Merkezi, Ankara. Lineer bir hacim ve oldukça sıkılaşmış bir kütle diliyle önerilen Ankara Kumanda Merkezi, Türkiye’nin tüm yüksek hızlı tren hatlarının yönetilmesi için ofis yapısı olarak tasarlanmaktadır.

 

 

 

Ofislerin ekip olarak sayıca artması konusuna nasıl bakıyorsunuz?

G.G. : Benim alıştığım yönetim tarzında ekip sayısı büyüdükçe işler kolaylaşıyor. Dolayısıyla ben ekip sayılarının büyümesini önemsiyorum ve bir yönüyle de butik bir tasarım yapsanız bile gerekli buluyorum. Aslında bu biraz da alışkanlıklarla ilgili bir durum. Benim önceki ortaklığımda 70-80 kişilik bir ofis yönetiyor olmamın getirdiği bir alışkanlık ve yöntem var. Onun öncesinde ofislerde proje yürütücüsü olarak çalışıyor iken; ben kendim projenin her şeyini tamamlayayım, detaylarıyla da ilgileneyim gibi bir sürece daha yatkındım. Fakat süreç içerisinde daha geniş ofisleri yönetmek, bize kendi yaratıcılıklarımızı arttırma noktasında daha da büyük özgürlükler sağladı diye düşünüyorum.

Bunun dezavantajları da var. Ticari anlamda böyle bir süreci sürdürülebilir kılmak, işin bu kısımları ile ilgilenmek ve o dediğiniz ekibin zaman içinde oluşması da kolay olmuyor. Zaman içinde tanıyarak, bilerek oluşuyor. Sirkülasyon olmadan, gerçek doğru kişileri yaratmak, yakalamak gerekiyor. Dolayısıyla iyi ekip ve ticari anlamda bunun sürdürülebilirliğini sağlayacak işleri alıyor olmak bunun ön koşulu. Ve bu çok zorlayıcı bir koşul. Özellikle biz mimarların, proje üretme anlamında eğitildiğimizi ama iş hayatında çok kişisel yeteneklerimizle ilerlediğimizi düşünürseniz, şahsen benim aileden gelen mimari bir geçmişim olmadığı için bu anlamda son derece pahalı bir tecrübe eğitimi almış olduğumu varsayabiliriz. Ama kesinlikle söyleyebilirim ki; oturup kendim birçok şeyi yapacağım, butik ofis olarak devam edeceğim demektense geniş bir ekip olarak yapılmasını, gerekenleri doğru tarifleyip, doğru kontrol ve doğru zamanlama ile ilettikten sonra ekip sayısının artmasını, projeye ayrılan ve mimara ayrılan saatin artmasını, dolayısıyla organizasyonların büyümesini önemli ve gerekli buluyorum. “Kontrolü bırakmadan, bir ana fikir çerçevesinde gelebilecek başka katkıları benimsemek gerekiyor.”

Aslında küçük bir ofisin uğraştığı pek çok şey tam zamanlı işler. Bir ofis idaresi de tam zamanlı bir iş, bir projenin yönetimi de tam zamanlı bir iş, o yönetimin içerisindeki detaylar da tam zamanlı bir iş. Dolayısıyla “büyümek istemiyorum biz birkaç kişi ile yürütüyoruz” denildiğinde bu bana çok gerçekçi gelmiyor ve yapılabilir gelmiyor. Bütün bu tam zamanlı işler içerisinde ona gerçekten konsantre olacak şeylerin kontrolünü bırakmadan, kontrolü de yönlendirme, liderlik gibi yapabildiğiniz kadarını ortaya koyup sonuçların çıkmasını beklemek bana yaratıcılığı daha da arttıran unsurlar gibi geliyor.

Ankara Heights, Ankara. Proje yoğunluğunu dağıtmak, her yöne hakim olma kaygısı, kamusal-yarı kamusal-özel alanların hiyerarşik düzeni ile önerilmektedir.

 

 

Ofisinizin felsefesini öğrenebilir miyiz?

G.G. : Bir proje üretim sürecinde çok fazla katman var. Ama iki şey çok önemli; bunlardan bir tanesi yenilikçi olması diğeri de bağlamsal olması. Projelerin yeni bir şeyler söylemesini önemsiyoruz, bunu yaparken mutlaka yeni olsun gibi bir argümanla değil, bağlamla örtüşmesi ve sizin oradaki tüm gerekleri karşılamanızı öngören kesişimde yer alabilecek olmasını ve uygulanabilirliğini sorguluyoruz.

Biz burada “bunu nasıl ele alırsak bir şeyleri daha farklı söyleyebiliriz, bir başka problemi çözebiliriz ya da nasıl başka bir şekilde tartışmayı başlatabiliriz?” gibi bir bakışla durumu ele almaya çalışıyoruz, dolayısıyla yeniliği ve bağlamı daha ön plana çıkartmak gerektiğini düşünüyoruz.

Çok sayıda projeniz var bu kadar kısa sürede bu nasıl mümkün oluyor?

G.G. : Proje sürecini çok iyi yönetebildiğimizi düşünüyorum. O konuda fazla tecrübe edindik. Gereken şeye gereken sürede önemi verip, bunu doğru tarifleyip, ekibin gücünü de ona göre programladığımız bir organize olabilme yeteneğine kavuştuk diyebilirim. Biraz pahalı bir tecrübe oldu ama geldiğimiz noktada çok yorucu saatler alan ama zamanı aşmadığımız hatta mesai saatlerini de aşmadığımız bir organize olabilme yeteneğine kavuştuk.

Örnek aldığınız bir ofis var mı?

G.G. : Tam anlamıyla örnek aldığımız bir ofis yok, bizim kendi imkânlarımız ve işin talepleri bir ara kesit oluşturuyor ve buna bulduğumuz çözümler kendi kurgumuzu yaratıyor. Ben hem yurt içi hem de yurt dışı hemen hemen her ofisi inceliyorum, web sitelerini inceliyorum, organizasyon yapılarını inceliyorum, yapılan söyleşilerini kaçırmıyorum. Kendim için aslında iyi bir mimarlık medyası takipçisiyim diyebilirim. Mümkün olduğunca seminerlere katılmakla birlikte, internet ortamında, sosyal medyada, söyleşileri, seminerleri dikkatlice takip ediyoruz. Özel bir ofis yok örnek aldığımız ama iş yapış yöntemi olarak nasıl organize oldukları ile ilgili noktasal olarak baktığımız oluyor. Bir de meslektaş arkadaşlarımız çok fazla olduğu için oturup birlikte fikir alışverişinde bulunuyoruz ve dolayısıyla birbirimize verdiğimiz geri beslemelerin de önemi oluyor.

İçmimarlık projeleri de yapıyor musunuz?

G.G. : Biz aldığımız üst yapı projesinin tümünü projelendirmeyi tercih ediyoruz. Mutlaka ki orada iç mimari diye isimlendireceğimiz bir alan da oluyor fakat biz bunu bir bütün olarak görüyoruz.

Şu sıralarda üzerinde çalıştığımız “ThermaCity Konutları” bunun en iyi örneğidir. Yakın zamanda Afyon’da ruhsatını aldığımız yaklaşık 400 konutlu bu projenin tüm daire tiplerinin iç mimarisini de gerçekleştirdik. Tabi bu kendi alanımızdan dolayı oluyor, sadece iç mimari proje olarak bize gelmiyor ama tüm taahhüt ya da dönüşüm işleri geliyor. Onlarda da daha seçici oluyoruz, hemen girelim yapalım demiyoruz ama “evet, biz bu işverenle çalışmalıyız” dediğimiz projeler olursa yapmaya çalışıyoruz.

ThermaCity Konutları, Afyonkarahisar. ThermaCity Konutları, önerdiği zengin iç ve dış mekan kullanımları, farklı niteliklerdeki kamusal alanları ve sosyal tesislerinde önerdiği “termal su” kullanımıyla bölgenin yerel değerlerine katkıda bulunan bölgenin ilk büyük ölçekli projesi olacaktır. Proje’nin inşaatı devam etmektedir.

 

 

İşinizin zorlukları ve güzelliklerine değinecek olursak bu konuda neler söylemek istersiniz?

G.G. : Güzellikleri ve zorlukları dediğimizde birbirini besleyen şeylerden bahsediyoruz.

Tam bir ara kesitte durup her konunun genel bilgisine sahip olup ve bunun danışmanlarından sizin konunuz özelinde gerekli geri beslemeleri aldıktan sonra bunları bir çözüme kavuşturmak benim oldukça keyif aldığım bir süreç olarak tanımlanabilir.

Bunun zorluğu ise ilgili kişileri ikna kısmı oluyor. Belediyeyi ikna edeceksiniz, kurumla çalışıyorsanız kurumu ikna edeceksiniz, işvereni zaten ikna edeceksiniz, mühendisleri zaman zaman ikna edeceksiniz. Bütün bu girdilerin hepsini biz rubik küplere benzetiyoruz. 6 yüzlü bir küp, her biri bir işveren, kurum, teknik gereklilikler, satış gereklikleri bütün hepsini bir yüzde toplamazsanız tam tamına bitmiş olmuyor. Hepsinin en büyük zorluğu herhalde doğru kararları verip o ikna süreçlerini iyi yönetip sonuçta da ürüne ulaşmaya çalışmak diyebilirim. Güzelliği ne derseniz yine aynı şey diyebilirim. Bu zor olanı aynı zamanda da işin güzel kısmını oluşturuyor.

Güncel projelerinizden bahseder misiniz?

G.G. : Güncel olarak devam eden birkaç projemiz var. Bunlardan bir tanesi bir milyon m2’lik bir yatırım projesi ve proje devam etmekle birlikte  malum ekonomik süreçlerden dolayı süreçte bir yavaşlama söz konusu. Eş zamanlı olarak da konser salonu giriş saçağı gibi daha endüstriyel tasarımla mimarlık arasında olan bir projemiz var. Mekân üretme ile o ürettiğiniz mekân üzerine bir obje tasarlama gibi çok küçük ölçekte bir iş de eş zamanlı yürüyebiliyor. Dolayısıyla bu durum ayrı dinamizm ve keyif katıyor, her iki ölçeğin birbirini besleyen tarafları olabiliyor. Çok yakın zamanda bir cami projesine başladık, ilk sunumu gerçekleşti. O da şuanda bize heyecan veren bir durumda.

Ankara Ofis Kulesi, Ankara. Fotoğraf : Florian Holzherr

 

Ankara Ofis Kulesi, Ankara. Fotoğraf : Florian Holzherr
Ankara Ofis Kulesi, Ankara.  Fotoğraf : Florian Holzherr. rggA ve Anmahian Winton Architects iş birliği ile 2016 yılında tamamlanan ofis projesi yakındaki eğitim ve araştırma enstitüleri üzerinde yatırım yapma ve teknopol modeli ile ilgilenen yerli ve yabancı yüksek teknoloji şirketlerine hizmet için tasarlanmış bir spekülatif ofis binasıdır. Ankara Ofis Kulesi aldığı uluslararası ödüllerle “Tasarım Mükemmelliği Onur Ödülü” ve “En İyi Yüksek Yapı” ödüllerine layık görülmüştür.

 

Sizin için en özel veya önemli proje hangi projenizdir?

G.G. : Hepsinin kendi ölçeğinde farklı değerleri var. Daha çok “bu oldu” dediğimiz, sürecinde de iyi ki varmışız dediğimiz Ankara Ofis Kulesi projesi diyebilirim. Orada ana tasarım mimarı Boston merkezli bir butik ofis, Anmahian Winton Architects. Bu proje, yaklaşık 7 seneyi bulan bir süreç boyunca çeşitli görevlerde bulunduğumuz bir iş oldu. İlk 3 senesini tasarım danışmanı gibi geçirdik. Yerel normlar, standartlar, marketin ulaşılabilirliği, yönetmelikler gibi konularda her hafta video görüşmeleri, ayda bir yüz yüze görüşmeli bir tasarım süreci ile geçti. Sonraki inşaat aşaması esnasında da uzunca bir süre uygulamanın kontrolü ve buradaki süreci yöneten ofis olduk. Dolayısıyla bu süreç alıştığımız proje yönetim süreçlerinden çok daha farklıydı. Organizasyonu çok daha farklıydı. Danışmanları çok daha farklıydı. Dolayısıyla da tam istediğimiz kesişimde tasarım kararlarının alındığı bir ortamın içerisindeydik. Bunların uygulanması için ortaya çıkan her türlü aksiliğin çözümünde alınan önlemler ve cevaplar anlamında da bize hem öğretici oldu, hem de sonuç üründen anlaşılacağı üzere “evet, mimarlık böyle yapılmalı” diyebileceğimiz de bir süreç oldu. Dolayısıyla bu projenin böyle bir önemi var.

Ülkemizde daha klasik bir proje üretim biçimi ile üretilen işleriniz konusunda neler söylemek istersiniz?

G.G. : Avrupalı, Amerikalı meslektaşlarımıza göre kısa sürede daha kalın portfolyolara ulaşıyoruz. Ama nicelik ve nitelik noktasında sizin süreçten erken çıkmanız gerekiyor ya da her şeye müdahil olamıyor olmanız negatif bir etki yaratıyor. Nitelik-nicelik noktasında nitelik herkesin daha çok benimseyeceği bir şey. Bununla paralel olarak özellikle son yıllarda içinde bulunduğumuz her projenin özel bir durumu olan, benimsediğimiz tarafları da var. Kendi mimarlık felsefemizi, düşüncemizi ve ne yapmak istediğimizi sorgulayarak başladığımız için oradan mutlaka bir heyecan noktası yakalıyoruz. Bu, ya ölçeği oluyor ya kente kattığı bir fayda oluyor ya da bir yapı malzemesinin kullanımı ile alakalı oluyor. Mesela, Bağlum Sosyal Merkez projesi Ankara’nın tamamen dışında, yapılaşmanın yeni yeni oturduğu, mevcut yapı stoğunun da kenar mahalle tanımına uyacağı, niteliğin çok fazla olmadığı bir yerdeki belediyeye yaptığımız bir sosyal merkez binasıdır. Oradaki detaylar ve kent içine katılımı başka bir önem arz ediyorken, Çayyolu’nda yaptığımız bir binada yarattığımız bir tuğla duvar ile ikinci bir tül perde gibi geçirgen bir cephe yaratmak proje ile ilgili başka bir şey söylüyor. Dolayısıyla hepsinde mutlaka bir ara kesit yakalamaya çalışıyoruz.

Bağlum Sosyal Merkez Binası, Ankara. Fotoğraf: Güneş GÖKÇEK Yapı, Dünya Mimarlık Topluluğu (WA Awards 10+5+X) Ödülleri’nin 26.Döngüsünde ödüllendirildi.

 

Peki, meslek hayatım boyunca mutlaka bir …(alışveriş merkezi, okul, bar) tasarlamalıyım dediğiniz bir yapı tasarımı var mıdır?

G.G. : Aslına bakarsanız biz sağlık yapıları dışında her yapı tasarımını yaptık diyebilirim. Üniversiteler ve oteller konusunda da uzmanlaştık. Konut yapıları zaten sayıca çoğunluğu oluşturuyor. Burada tipoloji seçmekten ziyade pozisyon belirtmek isterim. Daha merkezde, işin gerçek mimarı gibi tüm süreci yönetebileceğimiz işlerin içerisinde yer almayı veya o işverenlerle çalışmayı ya da çalıştığımız kişileri o bakış açısına getirmeyi önemli buluyoruz. Dolayısıyla bu, herhangi bir konuda iş olabilir.

Ölçek olarak değerlendirirseniz;

G.G. : Ölçekler çok büyüdüğünde farklı dertler ile uğraşıyorsunuz. Çünkü zaman zaman arsalar ciddi emsal oranları ile geliyor, onların da ayrı çözmeniz gereken problemleri var. Bir de proje yoğunluğu çok olduğunda çok zorlayıcı ve riskli bir proje olabiliyor. Dolayısıyla böyle daha orta yoğunluktaki yapı tipolojileri ile çalışmayı tercih ederim.

Fotoğraf: rggA

 

Mimarlık mesleği ve kişinin karakteri konusuna nasıl bakıyorsunuz, sizce meslekte başarı için yetenek ve bilgiden bağımsız olarak karakter ne kadar önemli? Bir mimar için olmazsa olmaz özellikler nelerdir?

G.G. : Mimarlığın aslında çok öğrenilir olduğunu düşünüyorum. Yeteneğin çok birinci planda olduğunu düşünmüyorum. Eskiden yetenek sınavlarıyla alınırdı şimdi daha çok sayısal bilgi ile alınıyor. Sayısal bilgi mimarlıkta gerçekten çok önemli. Ayrıca görgü ve tecrübe edinme daha önemli.

Bu mesleği yapacak olanların karakter özelliklerine gelince de aslında diğer mesleklerin de gerektirdiği iş hayatındaki özelliklerden çok da aşırı farklı olduğunu düşünmüyorum. Sadece sizin biraz daha sabırlı ve disiplinli olmanız ve her problemin çözümünde biraz daha araştırmacı olmanız gerekiyor.

Karakter farklılıkları biraz daha mimarların yöneldiği alan ile ilgili olabilir ve bunu belirleyebilir. Daha dışarıya veya iletişime açıksanız ve kendinizi bir yönüyle daha doğru anlatabilir konumdaysanız ofis sahibi olmaya kadar evrilebiliyorsunuz. Ama daha takım çalışmasına da yatkın ve daha masa başı çalışmasına yatkın iseniz o zaman ekipte yer alabiliyorsunuz ya da yapı sektöründe de yer alabiliyorsunuz. O özellikler de aldığı göreve göre kişinin kendi kariyer planlamasında devam ediyor. Ancak en önemlisi disiplin ve araştırmayı sevmek ve konunun üzerine yoğunlaşabilmek.

Ankara Ofis Gradyan yapısı, Ankara. Gradyan yapısı, çalışma mekanlarının kavramsal ve fonksiyonel olarak sürdürülebilirliği, gelecek kullanımlara yönelik değişkenliği ve kendi iklimlendirme yöntemlerini göreceli “teşhir” kavramı üzerinden sorunsallaştırmasıyla, Ankara’nın en önemli aksında kent seviyesinde yeni bir arayüz olmayı hedeflemektedir.

 

 

Kariyerini şekillendirme aşamasında olan genç mimar ve mimar adaylarına neler söylemek istersiniz?

G.G. : Ben dönemsel olarak çok ara bir kesitte mezun oldum. 2001 yılı idi ve tam anlamıyla internet, bilgisayar kullanımı yeni yeni yaygınlaşıyordu. Dolayısıyla benim zamanımda kütüphane araştırması daha önemliydi ve bilgiye ulaşmak çok daha zordu. Ama bilgiye ulaştığınız zamanda daha rafine bir bilgiye ulaşıyordunuz.

Şimdiki dönemde bu daha kolay ama bu bir görsel ve görsel üzerinden tarama ve fotojenik, havalı bir şeyler yapmak gibi algılandı diye sezinliyorum. Bunu gittiğimiz jürilerde sezinledim. Dolayısıyla bazı şeylerin özünü, nedenini araştırıp, inceleme yöntemlerinde daha sebep sonuç ilişkilerini araştırarak ve her ölçekten yapıları incelemeliler. Ben yukarıda ofisleri incelediğimi, onların yapılarını incelediğimi söylemiştim, onlar da projede alınan kararları görürken neden o karar alındı, arkasındaki nedenler nelerdir, bunları sorgulamalılar. Bu tip bir araştırma yöntemi izlemeliler, daha rafine bir bilgi dağarcığı ile kendi tecrübe ve görgülerini bu noktada arttırmaya çalışmalılar.

Bizlere değerli vaktinizden ayırdığınız ve kıymetli bilgileriniz için çok teşekkür ederiz.

G.G. : Ben teşekkür ederim.

31/23 Ankara’nın Çayyolu semtinde farklı kullanımlara izin veren ticari bir yapı olarak tasarlandı. Proje inşaat halindedir ve kısa bir zaman sonra tamamlanması planlanmaktadır.

 

Masterplanı Chalabi Architects tarafından tasarlanan Soran Üniversitesi Kampüsü’nde rggA Mimarlık Hukuk Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Laboratuvarları, Fen Bilimleri ve Laboratuvarları, Doğu Kütüphanesi ve 4 adet yurt binalarının projeleri aşamalarını gerçekleştirmektedir.

 

Abone olarak haberlerimizden anında haberdar olun.

1 Yorum
  1. Gizem diyor

    Ankara çayyoluna yaptıkları binayı görene kadar sevdiğim örnekler olmuştu.Ancak çevreyi görmek, çevreyle uyumlu yapılar ortaya koymak çok önemli.Bir fotoğraf karesinden bunu çıkarmak doğru mudur bilmiyorum ama bana aktardığı bu. Üzücü…

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.