esrefzekiÖncelikle yeni köprümüz olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Burada yazacağım yazı tamamen bir mimar bakış açısı ile; özellikle yüksek lisans tezi ‘Kent Kimliğini Etkileyen Faktörler’ olan bir araştırmacı olarak eleştireceğim.

Dünya’da 25’den fazla ülke ve şehir gezmiş biri olarak İstanbul’un bambaşka bir ambiyansa sahip olduğunu öncelikle vurgulamam gerekiyor. İstanbul, zaten konumu ile başlı başına bir şaheser! Üç tarafı su ile kaplı, avrupa ve asyayı birbirine bağlayan, tarihi ile, medeniyetleri ile harika bir şehir. Bu şehir birçok medeniyeti kucağında barındırmış bir şehir.

Evet, bunları aşağı yukarı hepimiz biliyoruz. Fakat bütün bunları söylememdeki sebep; halen daha İstanbul hak ettiği muhteşemliğe sahip değil. Hala kentsel dönüşüme rağmen müthiş derecede bozuk bir şehir yapısına, kentsel dönüşüm adı altında yapılan ucube binalara ve gün geçtikte kötüleşen şehir yapısı hayli kötü imar yönetmeliğine sahip…

Kentsel dönüşüm konusunda çok ümitliydim, taa ki kentsel dönüşüm meselesi büyük bir rant meselesine dönüşünceye kadar… Lüks lokasyonlarda müteahhitler ve mimarlar iyi iş çıkartırken (ki bu kişiden kişiye göreceli olarak değişir) daha orta düzey yerlerde parayı bulan müteahhitlik işine girdiği için zaten rezil olan binalara, eskitmek üzere yeni kıyafetleri giydirildi.

Sadece bu kadar mı?

Asla… Evet, lüks lokasyonlarda belki binalar tabiri caizse ‘jan janlı’ olsa da kent ölçeğine hiçbir şey kazandırmamaya, kenti yerinde saydırmaya devam ediyor.

Halbuki böyle mi olmalıydı? Mevcut kentsel dönüşüm bir kenti dünyaya örnek teşkil etmesi gerekmez miydi? Evet, amaç ticaret olunca olmuyor işte…

Nasıl olmalıydı sorusunu sorar gibisiniz; bu konu bir kitap konusu olmasına rağmen özellikle avrupa şehirlerini göz önünde bulundurarak bu soruyu çok kısa bir şekilde cevaplamaya çalışayım.

Öncelikle avrupa şehirlerinde İstanbul ile mukayese edilebilecek şehirleri baz alırsak; genelde bu şehirlerde oturacağınız her yerde mutlu olabilirsiniz. İç içe girmiş evler, elinizi pencereden uzatsanız el ele tutuşabileceğiniz yerler yok denilecek kadar azdır.

  • Buradaki en önemli kriterlerden birisi; bir ev satın alacak olsanız rahatça her yerde oturabilir, birçok kriteri daha sorgulamadan aşmış olursunuz.
  • Avrupa şehirlerinde henüz hiç ‘kötü manzara’ diye bir şey görmedim, duymadım. Fakat maalesef İstanbul, ucubelerle dolu, kötü ev manzaralarına sahip bir şehir. İyi manzarası olan eve zaten orta düzeyin maddi durumu yetmez!
  • Avrupa’daki şehirlerde bir bütünsellik vardır. Avrupa’da şehir kendi içerisinde bir ahenge sahipken, İstanbul’da binbir kötü yüzle karşılaşırsınız. İstanbul gibi büyük bir kentte her lokasyonun kendine has bir tarzı, bir anlayışı olması mümkünken maalesef bunu göremiyoruz.
  • Yollar, caddeler ve yaşam alanları Avrupa’da gerçekten harikulade. Fakat maalesef İstanbul’da daha düzgün bir yola bile sahip değiliz!..
  • Avrupa’da hiçbir mağaza, dükkan göz zevkinizi bozmazken, İstanbul’da her mağaza ve dükkan tabiri caizse şehirde bir çığlığa sebebiyet veriyor. Buna çok özür dileyerek görsel tecavüz demek daha doğru olacaktır.
  • Avrupa’daki birçok kentte ki neredeyse hepsinde birçok yaşam alanı, farklı farklı lokasyonlarda vakit geçirme alanları mevcut. Ama İstanbul gibi dünyanın en kalabalık şehirlerinden birinde insanları belli lokasyonlarda yaşamaya mahkum bırakılıyor, bırakılmamalı. İstanbul, yer yüzü ölçümü ile 25 milyon insanı da rahatça içinde barındırabilecek alana sahip. Tek yapılması gereken; akıllıca kurgulanmış bir şehir yapılanması.

İstanbul, her semti ile ziyaret edilebilecek, farklı güzellikleri içinde barındıran bir şehir olmalı… (Booking.com gibi bir gezginler sitesinde çıkartılan İstanbul haritasında gezilecek yerler SADECE tarihi yarım adadan ibaret!!!)

EN BASİT hali ile kısaca İstanbul’un acı tablosunu yukarıda çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştım. Avrupa’ya giden birçok arkadaşın ‘gerçekten de öyle’ dediğini duyar gibiyim…

18_d

Gel gelelim Yavuz Sultan Selim köprüsüne; İstanbul’un silüetine kazandırılmış gerçekten güzel bir yapıt! Evet, yanlış duymadınız gerçekten güzel bir yapıt.

Yiğidi öldür, hakkını ver demiş atalarımız. Üstün körü konuşmalarla, kuru ve boş eleştirilerle bir yere varamayız.

Yavuz Sultan Selim köprüsü; gerek yapım tekniği ile, gerek yapısal özellikleri ile sadece İstanbul’a değil, dünyaya kazandırılmış bir yapıttır. Ve hatta devamı gelmeli; bu şehir her manada bir şaheser olmalıdır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ulaşım konusundaki başarıları maalesef kent silüeti ve kent yapılanması konusunda gösteremiyor. Aksine her geçen gün şehir daha da ucube bir hal alıyor. İstanbul gibi bir şehir, tasarım şehri olmalıdır! Geçmişten geleceğe bir mesaj olmalıdır.

Saygıdeğer İstanbul Büyükşehir Belediyemiz; lütfen bu kente kattığınız güzellikten çok çirkinlik katmayın! Zira gözümüzü perdeleyen güzellikler, arka planda ortaya çıkan kent yapılanmasının ucubeliğini örtüyor!

Eğer böyle devam ederse yakın bir gelecekte tekrar bir kentsel dönüşümle baş başa kalmak kaçınılmaz olacaktır!..

Şey Edebâli’nin dediği gibi: “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!”

 

Belgesel konusu olan İstanbul hakkında yazdığım diğer yazımı da okuyabilirsiniz: 

İstanbul’un Belden Yukarısına Bakmak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here