Dârâ Kırmızıtoprak Mimarlık : “Tasarımlarımızı yönlendiren temel felsefemiz fonksiyonların uyumu”

Bu haftaki “Ofis Havası” söyleşi serimizde Dârâ Kırmızıtoprak ile 30 yılı aşkın mesleki deneyim ve tecrübelerini bizimle paylaştığı keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

0
519

 

 

Bize biraz kendinizden, eğitim hayatınızdan ve meslek hayatınızın başlangıcından bugüne olan sürecinizin serüveninden bahseder misiniz?

D .K. : 1962 Ankara doğumlu, 1982 İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Sosyal çalkantılarla dolu yıllarda okul anılarımın pek parlak olduğunu söyleyemeyeceğim. Benim jenerasyonumun iyi hatırlayacağı gibi dış dünya ile kopuk, içine dönük bir Türkiye. Seyahat koşullarının sınırlandığı, bilgi ve görsel kaynakların az ve yetersiz olduğu, kaygı ve endişeli, temel ihtiyaçların ancak karşılanabildiği yıllar. B u dönem de tek şansımız ve çıkış yolumuz yurtdışı uluslararası konjonktürün dayattığı, soğuk savaşın durulması ve Türkiye’nin dışa açılımı oldu.

Türkiye’nin artık yerleşik düzene geçtiği, aynı mahalle veya evde komşuluklar geliştirdiği, kalıcı ve sosyal hedeflerin olduğu, dolayısıyla yaşadığı-çalıştığı mekanı önemsemeye başladığı dönemle örtüştü. İşte bu dönemde ben de almış olduğum eğitimi renklendirme, geliştirme, yarıştırma olanağı buldum ve özgürce kullanmaya başladım. Okul arkadaşlarımdan oluşan bir grubu yönlendirerek  imar mevzuatı kapsamında Sultanahmet tarihi dokusu içerisindeki evlerin röleve projelerinin hazırlanması, yanan Çırağan Sarayı’nın yıkıntılarından ve arşivlerden projelerinin elde edilmesi, çeşitli evlerin bahçe tanzimi ve servis alanlarında ilk denemeler… Hemen fark ettim ki demokratik bir hazırlık devresi, ama son derece otoriter bir karar mercii gerekliliği; tabii ki kollektif ama sorumluluklarda bireysel; mutlak kreativ ayrıca fonksiyonel; kesinlikle kaliteli ve kalıcı ancak bütçe dahilinde; hayranlık uyandırmalı ama tepeden bakmamalı; samimi ve özgür; emanetin sorumluluğunu önemseyen ama risk alan yenilikler deneyen bir hizmet süreci oluşturulmalı. Çünkü muhataplarınız temel ihtiyaçlarını karşılamış ve çalıştığı yaşadığı yeri önemsemekte, yaşam kültürleri geliştirmiş bunu yaşamlarının bir parçası sosyal hayatlarının bir gerçeği olarak benimmiş talepkâr, kıyaslayan, elit bir üst kültür grubu. Böylelikle bildiklerinizi müşterilerinizle paylaşıyor, öğreniyor, geliştiriyorsunuz.

Son tahlilde mimarlığa psikolog, tasarımcı, imalatçı, organizatör, iş adamı kimliklerimle baktım. Birinin eksikliğinin tüm emeklerinizin performansını olumsuz etkilediğini gördüm. Bu parametreler projenin kullanıcı taleplerine uygun, çağdaş ve doğru seçilmiş malzemeler ve kadrolarla, tam zamanında bitmesi anlamına gelir ki ben buna mimarlık diyorum. Kullanıcının bize başvurduğu ana kadar ki eğitimi, öğrenimi, hobileri, sosyal statüsü, zevkleri, geliştirdiği yaşam biçimi önemli proje verilerini oluştururken, bunlarla ilgili altyapının oluşturulması mimarın asli görevi olmalıdır. Tasarımından, anahtar teslimine dek kendi oluşturduğumuz kadrolarla, doğru tasarladığımız, müşteriye ve imalatçıya her detayını aktardığımız, her dönemde kalite kontrol sistemini geliştirdiğimiz, süprizlere kapalı bir uygulama sürecini ismimizin sloganı yaptık.

Tasarımlarınızı yönlendiren temel bir felsefeniz var mı?

D. K. : Tasarımlarımı yönlendiren temel felsefem fonksiyonların uyumudur. Bir mimarın görevi budur. Sağlıklı çalışmayan bir vücudun çok güzel olması, iyi giydirilmesi, gösterişi, zenginliği hiçbir işe yaramaz. Geçici heves ve hayranlıklara mazhar olmak değil, uzun yıllar hizmet eden, insanın içinde rahatlığı ve konforu bulduğu, iyi hissettiği mekanları tasarlıyorum.

Projeleriniz ve mekân tasarımlarınızdaki en belirgin unsunlar nelerdir?

D. K. : Tüm projelerimi çözülmesi gereken farklı problemler gibi görüyorum. Farklı veriler farklı çözümler demek. Dolayısıyla beni tarifleyen bir stilden ziyade üsluptan söz edilebilir. Kendi egomdan tamamiyle sıyrılıp kullanıcının dilini ve yaratmak istediği etkiyi düşünüp o’nu tarifleyecek bir yapıyı oluşturuyorum. Zaten bir hayat macerasıyla karşınıza gelen müşteriniz artık yaşantısını temize çekmeye, birikimini maddi manevi geleceğe taşımaya programlı ve bu doğal hakkı ile karşınızda. Bu aşamada almış olduğum eğitim ve tecrübelerimi bu yolculukta rehber ediyor ve onlara ait bir elbiseyi, kurguyu geliştiriyorum. Ziyaretçi kiminle muhatap olduğunu görüyor, hissediyor, bu yaşanmışlığa hürmet ediyor. Tabii ki yepyeni bir anlayışla ortaya çıkan bir firma, tercihleri konusunda kararsız, yolun başındaki bir genç evi ya da heykelsi yapısıyla bulunduğu yeri tanımlayacak bir simge bina tasarımında da kenarına köşesine kondurduğum bir ‘kırmızı’ nokta daima vardır. Tüm işlerimde işçiliklerdeki titizlik, bitiş detayları, hijyenik ortam hemen dikkati çeker ki uygulamaları da yürütmek ısrarımın ödülüdür. Müşterime ait bir mekan, Dârâ Kırmızıtoprak usulü denilebilir!

Malzeme tercihleriniz neler? Tasarımlarınızda özellikle yer verdiğiniz anahtar renkler var mı?

D. K. : Tamamiyle kalıcı ve doğal malzemeler kullanmaya özen gösteriyorum. Elinizdeki emanet uzun yıllar hizmet edecek bir organizasyon gerektirir. Gelip geçici heves ve denenmemiş yapı malzemeleri hem yapının ömrü ile hem de kullanıcıya verdiği huzursuzlukla sorunlar yaratıyor. Ne kadar özen gösterirseniz gösterin eski yüzlü, dökük, temel fonksiyonlardan ödün vermiş bir yapıya asla tahammül edemem. Benim anahtar rengim beyaz. Onunla oluşturulan fon her rengin sahnesi oluverir. Projenin şakalara açık oluşuna göre neşeliden ciddiye her renk ve kombinasyonlar bu altyapıyı taçlandırır.

Sadece ev ve ofis değil, yatlar da projelendirdiniz. Aralarında nasıl farklar var?

D. K. : Mega ölçeklerde yatlar artık teknolojinin ulaştığı seviye itibariyle hem kolay edinilebilir hem de ödenebilir seviyelerde. Bu boyutlarda kızağa konan yatlarda çok özel tipler olmadıkça bir ev dekorasyonundan farklı ele alınmıyor. Önceleri hobi amaçlı ve kısıtlı sürelerle yapılan teknecilik, artık içinde mevsimlerin geçirildiği karadaki yaşanan standartların arandığı konfor ve lüksün talep edildiği bir yöne doğru döndü. Ben de gemi mühendisliğinin kuralları içerisinde böylesi taleplere rahatlıkla cevap verebiliyorum. Su üstündeki stabilatörler yardımıyla mümkün olduğunca rijit olsalar da tabii ki seyir halindeki sarsıntıların sebep olabileceği olumsuzluklara dikkat edilecek teknikleri yat projelerinin olmazsa olmazları arasına koymaktayız. Kısıtlı şartlar iyi bir tasarımın tetikleyicileri de oluyor aynı zamanda.

Mimari denilince Dârâ Kırmızıtoprak ismi gerçek anlamda bir markayı temsil ediyor. Mimarlıkta nasıl marka olunur?

D. K. : Marka haline gelmenin tek yolu hatasız üretim süreci. Bu her sektör için geçerlidir. Hatasız, yanlışsız bir süreci imalat ya da organizasyonunuz içine katabilmişseniz o zaman marka oluyorsunuz. Bugün ben kendi ismimin sloganını tamamiyle bunun üzerine kurdum. İnsanların emanet ettiği işe hiçbir şekilde hıyanet etmeden, bir hata ve yanlış yapmadan kendi katkılarımızla birlikte onlara iade edebilmek bizi marka haline getirdi.

“Aklındakinin yarısını kâğıda dökebilen, onun da yarısını gerçekleştirebilen iyi mimardır” diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?  

D. K. : Tasarımdan üretim sürecine geçildiğinde birçok aktörle, birçok sorunun üstesinden gelmek durumundasınız. Tasarım aşamasında yalnızlık ve özgürlük duygusu, yerini hesap verme, hesap sorma, kurallar, temayüller, önyargılar, maliyet, zaman gibi faktörlere bırakır, çok katmanlı bir sürecin içine düşersiniz. Bu, özellikle yapı sektöründe başlı başına yönetilmesi gereken bir durumdur ve mimari başarının kaderidir.

Sizce “İş alabilmek için çevre olmadan olmaz.” Algısı hangi ölçüde geçerlidir. İlk işinizi nasıl aldığınızı ve o ilk iş deneyim sürecinizi nasıl yönettiğinizi paylaşır mısınız bizimle?

D. K. : Genç ofislerin ahlaki değerler istisna, hiçbir kriter gözetmeksizin mesleki taleplere büyük bir iştahla yaklaşması gerekir. Özellikle tecrübeli ofislerin hemen yanı başında bazı tamamlayıcı faaliyetlere katkıda bulunmalarını şiddetle tavsiye ederim. Yapı sektörleriyle ilişkili marangozluk, alçı, mermer işleri, kaba yapı, doğrama gibi sektörlerde uygulamaya yönelik problemleri çözecek bir ara aktör boşluğunun varlığına da dikkat çekmek isterim. Hem önemli bir misyon üstlenmiş olunur hem de sektöre tutunma konusunda maddi ve deneysel kazanımlar elde edilir. Uzun süreli ofis deneyimlerini de ayrıca önemsiyorum. Mimarlık uzun bir meslek hayatı gerektiriyor. Sabırla demlenmeyi beklemeli meslektaşlarımız. Kendi kariyer hikayemde, yanmış Çırağan Sarayı yıkıntılarında ” arkeoloji” araştırmalı röleve çalışmalarım, bu amaçla kurduğumuz takım, Fuat Bezmen evi bahçe düzenlemeleri projesinin ana ayağı, her mahfilde söz edilen  köpek kulübeleri önemli yer tutan işlerdir.

Uluslararası platformlarda ülkemizi temsil eden bir mimar olarak, Türkiye ile yurtdışı arasında mimari ve mimari yaklaşım açısından ne gibi benzerlikler ve farklılıklar gözlemliyorsunuz?

D. K. : Hiçbir fark görmüyorum. 21.yy da iletişim çağında aynı altyapı ve platformda rakip meslektaşlarımızla yurt-içinde veya dışında emeklerimizi yarıştırmak, karşılaştırmak fırsatı buluyoruz. Ülkemizin fırsatları, halkımızın yeniliklerle imtihanı, müteahhitlik sektörünün dinamizmi mesleğimiz için ayrıca bir şans. Ancak artan fakültelerin sayısıyla eğitim kalitesinin denetlenmesini dikkat edilmesi gereken bir durum olarak görüyorum.

Bizimle paylaşmak üzere seçmenizi istesek sizi en çok ifade ettiğini / etkilediğini düşündüğünüz proje ya da projeleriniz nelerdir? Bunların tasarım süreci bizimle paylaşır mısınız?

D. K. : Ben bilimsel verilerin ışığında eğitim aldım ve sabırla kendimi yetiştirerek meslekte 35 yılı tamamladım. Her işte kendimi daha zenginleşmiş, ekibimi daha tecrübelenmiş gördüm ve bir önceki işin neleri eksikti diye sorgularken buldum. Acımasız bir özeleştiri mekanizması geliştirdim ve bunu ekibime de aşıladım. Yeni işimizin daha iyi olacağını bildiğim için geçmiştekileri ancak nostaljik bir hazla anıyorum. Ancak ilk işlerim mimarlık ve şirket felsefemi oluşturması açısından benim için gerçekten önemli.

 Son olarak “Eko-duyarlı tasarım” konusuna bakış açınız nasıl?  Uyguladığınız projelerinizde araştırma ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyor musunuz?

D. K. : Bir ofisin her konuda uzmanlaşması zaman, eleman yatırımı, kısaca maliyet demektir. Özellikle çevreye duyarlı, pasif ısıtma ve iklimlendirme sistemlerini önemseyen, ilk yatırım – verimlilik – fayda odaklı, çalışmalara önem veriyor bu türden başlangıç kriterlerini koyuyor, sonrasını uzman ofislerle işbirliği içinde çözüyoruz. Bu duyarlılığı ısrarla tavsiye ediyor, entellektüel bakış açısının olmazsa olmazı şeklinde değerlendiriyorum.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here