Treso İç Mimarlık Ofisi :“Öğrenmek İçin Azimli, Sürdürebilmek İçin Sabırlı Olmak ve Karşıdan Gelen Talebi En Doğru Şekilde Cevaplayabilmek İçin Empati Kurmak Gerekli.”

İstanbul Render sponsorluğunda bu hafta Treso İç Mimarlık’ın Konutkent’de yer alan ofislerine konuk olduk. Ofis Kurucusu Melda DİKMEN GÜREL ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

0 1.084
Melda DİKMEN GÜREL

Melda Hanım, bize meslek seçiminiz ve eğitim hayatınızdan bahseder misiniz?

M. D. G. : Ben, 2009 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden mezun oldum. Her ne kadar bu bölüme isteyerek girsem de, o yaşlarda, “Hangi meslek hangi işleri yapabilir, mesleklerin net sorumlulukları nelerdir, karakterim bu meslek için uygun mudur veya bu meslek gerçekten beni mutlu eder mi?” gibi sorulara net cevaplarımız olmadığı bir gerçek. O dönemde bir şeyleri başarabilmek adına hiç durmadan devam eden bir telaş ve yarış halinde olunuyor ve aslında gençlerin kendilerini keşfetmeye pek de fırsatları kalmıyor diyebiliriz. Fen-Matematik alanından giriş yapılan mimarlık, iç mimarlık ve endüstri ürünleri tasarımı gibi bölümlerde; sanata dair bir altyapısı olmayan, görsel ve estetik anlamda kendini çok da geliştirme fırsatı bulamamış birçok öğrencinin; kendilerini bir anda hiçbir sınır tanımı olmayan o boşluğun içinde bulması oldukça zor bir durum. Öğrencinin ilk etapta kendini çaresiz hissetmesine neden oluyor. Hani iki kere iki dörttü, niye şimdi dört olmuyor gibi bir bocalama durumu aslında. Ben de benzeri bir bocalama süreci yaşadım. “Niye buradayım? Niye bu işi yapıyorum? Mutlu olacak mıyım?” diye kendimi çok sorguladım. İlk bir iki sene gerçekten zorluydu. Sonrasında ayaklarımın yere biraz daha sağlam basmaya başlaması, kendimi daha iyi tanıma süreci ve elbette okulun bana kattıklarının da etkisi ile zaman geçtikçe “gerçekten kendimi buldum” diyebildim.

Birkaç farklı alana yönelik merakım vardı. Mezun olduktan sonra o alanlarda devam edip etmeyeceğimi test ettim fakat günün sonunda yine eğitimimi aldığım alana dönmüş oldum.

Bugün tekrar tercih yapıyor olsaydım yeniden aynı bölümü seçerdim. Şimdi tarifsiz bir keyif ve mutlulukla bu alanda çalışmaya devam ediyorum.

Mezun olduktan hemen sonra kendi işinizi mi yapmaya başladınız?

M. D. G. : Mezun olduktan sonra yaklaşık 6 ay boyunca yiyecek içecek sektöründe, mutfak alanında çalıştım. Orada kendimi test etmek istediğim, tamamen gönüllü olarak gecemi gündüzüme katarak çalıştığım bir süreç geçirdim. Gıda sektöründe bir işletme sahibi olmak ve yönetmek çok genç yaşlarda yapılabilecek bir iş kesinlikle değil. Edindiğim tecrübe ile bu hayali geleceğe saklama kararı alarak yaklaşık 9 aylık bir süre boyunca kendi alanıma döndüm ve mobilya sektöründe önde gelen bir firmada çalıştım. Sonrasında ise zaman kaybetmeden cesaret edip bir başlangıç yapmak istedim; daha fazla şey öğrenebilirim, kendimi daha fazla geliştirebilirim diye düşündüm ve kendi firmamı kurdum, iyi ki de yapmışım. O günden itibaren büyüyerek, azimle, sabırla devam ettim. Çok kolay değil elbette ama aynı zamanda da bir o kadar keyifli ve heyecan dolu, 9 sene göz açıp kapayıncaya kadar hızla geçti.

Tek başınıza mı açtınız ilk ofisinizi?

M. D. G. : Biz üç ortak olarak şirketimizi kurduk ama hızlı bir dağılma sürecimiz oldu. İlk ortağımız İstanbul’da olmayı tercih ederek ayrıldı. Sanırım 2. ayımızda idik. Daha sonra ikinci ortağım da 6. ayda ailesini büyütmek istediği için ayrıldı. Dolayısıyla 6 aydan sonra tek başıma devam etmem gerekti.

Ekip yapınızdan bahseder misiniz bize? Kaç kişi yer alıyor bu ekipte? Ofislerin ekip olarak sayıca artması konusuna nasıl bakıyorsunuz?

M. D. G. : Biz ofiste 2, inşaat kısmında 3 ve mobilya kısmında 5 kişi olmak üzere toplam 10 kişilik bir ekibiz. Ofisimiz; inşaatlar ve imalatlar haricinde kalan, tasarım ve yaratım sürecimiz için huzurlu çalışma alanımız diyebiliriz. İnşaat ve imalat bölümü yeterince yorucu, yoğun ve stresli olduğu için ofis alanımızı olabildiğince sakin tutmaya çalışıyoruz. Ekipler; zaman içerisinde, ihtiyaç duyuldukça ya da firmanın o dönemdeki vizyonu ve hedefleri ile bağlantılı olarak büyüyebilir veya küçülebilir.

Biz projelerimizin büyüklüğüne göre, belirli dönemlerde alanında uzman kişilerden destek almayı ve işbirlikleri kurmayı daha çok tercih ediyoruz. Bu isimleri daimi olarak firma bünyesinde tutmak çok mümkün ve sürdürülebilir değil. Ancak ihtiyaç halinde, dönemsel olarak kurulan bu işbirlikleri; hem proje kalitesini yukarı taşıyor, hem firmalara farklı bir bakış açısı ve soluk katıyor, hem de çok daha güçlü bir ekip kurgusu oluşturuyor. Bu işbirliklerini uzun ömürlü kılabilmek ise bizim için oldukça değerli.

Treso İç Mimarlık Ofisi
Treso İç Mimarlık Ofisi

Bize proje sürecinizden ve yaptığınız işlerden bahseder misiniz?

M. D. G. : Genelde villa ve üst segment konut projeleri üzerine çalışıyor olmamız sebebiyle çoğunlukla projelere kaba inşaat halinde dahil oluyoruz. O noktada, mevcut fiziksel sınırların bizim için yeterliliği temel gündemimizi oluşturuyor. Tekrar bir yıkım yapılacak mı, yoksa mevcut plan bizim için yeterli mi sorusunun çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Diğer tarafta ise müşterinin talepleri ve yaşam senaryosunun iyi analiz edilmesi var. Estetik anlamda müşterimizin tarzının bizim tarzımız ile birlikte yoğrulması çok önemli. Ev içerisinde hayatlarını geçirecek olan kişiler evin sahipleri, günün sonunda biz ceketimizi alıp o evden çıkıyoruz. Yaşayan kişinin, evinin her detayıyla ona özel çözümlendiğini bilmesi ve benimsemesi gerçekten çok değerli.

Projelendirme sürecinde genelde çok kısıtlı süreler içerisinde çalışıyoruz ve bu sürelere bir şekilde uymak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle çalışmalarımızı gecelere veya hafta sonlarına da yayarak yoğun hizmet verdiğimiz dönemler de oluyor.

Proje aşamasından sonra talep edilirse inşaat aşamasında tekrar devreye giriyoruz. Yapılacak olan inşaat ile ilgili tüm işlemleri kendi ekibimizle çözebiliyoruz. Ankara’da yer alan projelerimizin çoğunda uygulama ağırlıklı devam ediyoruz. Aslında İstanbul’da da oluşmuş iyi bir ekibimiz var ama şu anki proje yoğunluğumuz şehir dışı şantiyelerimizde kontrol sağlayabilmemiz için kısıtlı bir zaman bırakıyor; biz de daha sağlıklı ve doğru sonuçlara ulaşabilmek adına çok tercih etmiyoruz.

İnşaat aşamasında mobilya ile ilgili ahşap imalatların tümünü atölyelerimizde üretebiliyoruz. Döşemeli ürünlerde ise ergonomik anlamda her kullanıcının ürünü fiziksel olarak kendisinin deneyimlemesi bizim için önemli. Dolayısıyla daha çok hazır seçenekler üzerinden ilerliyoruz.

En son aşamada ise tüm detayları ile birebir ilgilendiğimiz tekstil ve aksesuar seçimleri, diğer bir değişle işin makyaj kısmı geliyor.

Projelerinizi mimari proje ile birlikte mi yapıyorsunuz, bu konuda genel yaklaşım nedir?

M. D. G. : Aslında bizim hedefimiz ve isteğimiz mimari proje ile birlikte iç mimari projeyi adım adım yoğurmak ve büyütmek; ama maalesef Türkiye’deki kullanıcıların iç mimariye bakış açısı, bu konudaki vizyon ve talepler nedeniyle genellikle son dakikalara kalıyor ve maalesef sanılıyor ki çok kısa süreler bu işlerin yapılması için yeterli ama aksine bazen bir projenin tamamlanması 2 yılı bile bulabiliyor. Sadece projelendirme süresini 6-8 ay olarak belirttiğimizde birçok kişiye oldukça şaşırtıcı geliyor. Bu noktada bilinmesi gerekiyor ki mimari ile birlikte süreci yönetebildiğiniz zaman ortaya senaryoların ve yapı taşlarının çok iyi oturtulduğu, tüm problemlerin daha kullanıcı içeri girmeden çözümlendiği, çok çok iyi projeler ortaya çıkıyor. Şimdiye kadar sadece bir kez bu şekilde çalışma fırsatı bulduk, o da İstanbul’da bir projemizdi.

Sizin için en özel veya önemli proje hangi projenizdir?

M. D. G. : Bütün projelerimiz gerçekten çok özel. Amacımız sayıca çok fazla proje yapmış olmak değil, butik bir bakış açısıyla çok detaylıca çözümlenmiş, özel projelere imza atıyoruz. Kaba inşaat aşamasından, çatal bıçak seçimlerine kadar bir markayı baştan yaratıyormuşçasına çalışıyoruz. Ev sahiplerinin her bir bireyine özel hazırlanmış kurgular ve senaryolar üzerine detaylıca kafa yoruyoruz. Böylelikle her proje bizim için hem çok heyecan verici hem de çok özel oluyor. Süreç içerisinde bizim için de projeye dair farklı bir benimseme ve aidiyet duygusu oluşuyor. Dolayısıyla gerçekten hepsi bizim için ayrı ayrı özel ama en özel diye bir ayrım yapmam gerekirse ilk ödül aldığımız projemiz olduğu için HE Villası projemizi belirtebilirim.

HE Villası, Mutfak
HE Villası, Oturma Odası

İç mimarlık projelerinde birebir son kullanıcıya hitap eden bir iş yaptığınız için kullanıcıyı çok iyi tanımak gerekiyor, talebini çok iyi anlamak gerekiyor diye düşünüyorum, işvereninizin isteklerini alma sürecinizi bize biraz anlatır mısınız?

M. D. G. : İlk olarak bir ön toplantı yapılıyor; tüm ihtiyaçları, fikirleri, fiziki ve maddi sınırlara dair detayları ortaya döküyoruz. Bu noktada bizler neler yapıyoruz ve hangi konularda onlara yardımcı olabiliriz masaya yatırıyoruz. Aldığımız bilgileri analiz ederek hazırlandığımız görsel bir sunumun hakim olduğu ikinci toplantımız; farklı stillerin ne gibi sonuçlar vereceğini ve onlar için tatmin edici olup olmadığını tartmak anlamında bize çok yol gösterici oluyor. Bizim için ikinci kilidi açtığımız, çok önemli bir toplantı diyebiliriz. Beklentileri en iyi şekilde karşılayabilmemiz için gerekli cevapları alıyoruz.

Söz konusu özellikle de konutlar olunca; kullanıcının taleplerini anlamak konusunda maksimum seviyede iletişimde olmak kilit faktör, teknoloji ise bu konuda en büyük yardımcımız diyebiliriz. Sadece projeye dair detayların değil, kimi zaman günlük ve sosyal hayattan paylaşımlarla iletişimimizi derinleştirmek, hem aramızdaki bağları güçlendiriyor hem de onların yaşam kurgularını daha iyi çözümlememize yardımcı oluyor.

İşinizin zorlukları ve güzelliklerine değinecek olursak bu konuda neler söylemek istersiniz?

M. D. G. : Tabii her işin kendine özgü zorlukları var. Bizler genellikle kısıtlı bütçe ve zaman dilimlerinde ortak bir mekanı kullanacak bireylerin tüm talep ve isteklerini; geliştirdiğimiz bir dil bütünlüğü ile karşılama çabası içerisindeyken; inşaat kısmında estetik vizyonu ve de maalesef eğitim seviyesi görece daha düşük bir ekibi yönetme sorumluluğunu taşımamız; iki taraf arasında iletişimi sağlayan ve sürekli dengeleyici bir basamak görevi üstlenmemiz bu işin zorluklarından denebilir.

Uygulama aşamasına gelince; tüm detaylar her ne kadar proje üzerinde çözülse de, işimiz devamlı ortaya çıkan anlık sorunlarla ilgilenmek durumunda olduğunuz bir problem çözme sanatı gibi aslında.

Farklı profillerden birçok insanla birlikte çalışıyor olmak büyük bir zenginlik olduğu kadar bazen de tüketici olabiliyor. Bunun için kişinin kendi içinde dinginleşmesine dair, enerjisini boşaltabileceği alanlar yaratması şart. Kendi adıma hem işime duyduğum çok büyük sevgi, hem iyi bir ekiple çalışmanın gücü, hem de gün içinde biriken tüm negatifliklerden meditasyon ve yoga ile arınarak kolaylıkla üstesinden gelebiliyorum. Bugün 9. senede hala gece mesaileri devam ediyor, muhtemelen ilerleyen yıllarda da devam edecek. Bir noktadan sonra yaşam tarzı haline gelen ve insanın kendini sürekli geliştirmesine sebep olan bir mesleğe sahip olmak bana müthiş keyif veriyor.

Mimarlık mesleği ve kişinin karakteri konusuna nasıl bakıyorsunuz, sizce meslekte başarı için yetenek ve bilgiden bağımsız olarak bir mimar için olmazsa olmaz özellikler nelerdir?

M. D. G. : Sabır mesleğimizde bence en önemli, değişmez etken. Sabretmekten başka seçeneğiniz yok çünkü bilgi de, deneyim de, sergilemeniz gereken davranış kalıpları da, analiz yeteneği de tümü zamanla oluşuyor.

Öğrenmeye çok hevesli olmalısınız ki öğrenecekleriniz bazen sadece kendi mesleğinizle de sınırlı kalmıyor. Kendi alanımız dışında deneyimlemek zorunda kaldığımız farklı alanlar da olabiliyor. Örneğin ev sahipleri bazen inşaat sürecini kendileri yönetebiliyorlar ve üstesinden gelmekte zorlandıkları noktalar olabiliyor. Ortaya çıkacak projenin bize ait olması sebebiyle, uygulamasının dört dörtlük şekilde yapıldığından emin olmak için; pek çok farklı şapka takarak o zorlu süreçlerin üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Yeri geliyor mali danışmanları, yeri geliyor psikologları oluyoruz.

Empati ise her zaman mesleğimizde başarıya giden yolda olmazsa olmaz; çünkü insan bu işin merkezi. Ben bu konuda kendi karakterimden gelen sürekli gözlem yapmaya, insan davranışlarının arkasında yatan psikolojiyi anlamaya çalışmaya yatkın olmamın da getirdiği pozitif avantajı yaşadığımı söyleyebilirim. Bir görev gibi değil, hep kenarda dönen küçük bir çark gibi; bunu hayatınızın bir parçası yapmak çok önemli. “Bu fincanla kahve içmek isterdi, sabah uyandığında bu halıya basmak isterdi, bu tabloyu her gün görmek çok hoşuna giderdi” diyebilmek, bunu hissedebilmek çok değerli.

Dolayısıyla öğrenmek için azimli, sürdürebilmek için sabırlı olmak ve karşıdan gelen talebi en doğru şekilde cevaplayabilmek için empati kurmak gerekli.

Villa No 7
Villa No 7

 

Kariyerini şekillendirme aşamasında olan genç mimar ve mimar adaylarına neler söylemek istersiniz?

M. D. G. : Sabırlı olmalarını tavsiye ederim. Gözlemlediğim kadarı ile yeni nesil her şeye çok hızlı sahip olmak istiyor. Bu açıdan kendilerini değiştirmeleri gerekiyor. Aslında bir anlamda haklılar; doğdukları çağın hızı itibari ile beklemenin ve sabretmenin ne demek olduğunu öğrenmek için fırsatları pek olmadı. Ancak başarılı olmak için gerekli olan deneyimi kazanma konusunda mutlaka sabretmeleri gerekiyor.

Bizim alanımız kişinin sürekli kendini geliştirmek zorunda olduğu, çok dinamik bir alan, dolayısıyla bence çok heyecanlı bir meslek. İnsanı çok motive ediyor. Bu sebeple çok fazla seyahat etmeliler, iyi gözlem yapmalılar. Baktıkları yeri görmeyi, ilham almayı bilmeliler.  Bu bazen tiyatroda bir sahne, bazen de yolda yürüyen bir kişinin kıyafetindeki bir detay… Bunu günlük hayatlarının bir parçası halinde getirdiklerinde sadece mesleki bilgileri değil hayattan aldıkları keyif de şüphesiz artacaktır.

Çok teşekkür ederiz.

M. D. G. : Ben teşekkür ederim.

TY Evi
TY Evi

 

Abone olarak haberlerimizden anında haberdar olun.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.