[SÖYLEŞİ]: İçmimarlık mesleği ve tasarım süreci

1 23

esrefzekiparlak

İçmimarlık mesleğinde tasarım süreci, iş ve eğitim hayatına dair soruları Deniz Anmaç, Y. İçmimar Eşref Zeki PARLAK’a sordu. İçmimarlık mesleğinin diğer meslek disiplinleri ile olan ilişkisinden, tasarım sürecine, tasarım sürecinden konsept tasarımları ve eğitim hayatını kapsayan söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.

Deniz:  İç mimar deyince ne anlamalıyız?

Eşref Zeki PARLAK: Yaşanılacak mekanlar üreten, mekansal sorunlara çözüm bulan ve her şeyden biraz anlamak zorunda olan kişidir.

Bir içmimar biraz fizikçi, biraz kimyacı, biraz psikolog, kısacası T tipi bir insan olmalı… İş yaşantısı boyunca farklı farklı insanlarla farklı isteklerle karşı karşıya kalıyorsunuz. Dolayısı ile gündeme ve insan yaşantılarına yabancı kalmadan sürekli gözlemleme yapmak gerekiyor. Öte yandan içmimar demek sadece proje yapan kişi demek değildir. Maalesef böyle bir yanlış izlenim var. Gerekli olduğu taktirde içmimar sıva çekebilecek bilgi ve donanıma sahip olmalı. Bir usta gibi olmalı. Olmak zorunda…

Aksi taktirde iş hayatında epey sıkıntı çekecektir. Proje yapmak ile iş biliniyor olunmaz. Eskiz, tasarım, projelendirme ve uygulama aşamasının tümüne hakim olunması gerekiyor. Hatta yaşanılabilecek problemlere karşı da tedbirli ve hazırlıklı olmak gerekiyor.

Bu konuyu daha çok uzatabilirim. Çünkü gerçekten bir içmimar zannedildiğinden çok fazlası olmak zorunda…

D:  Tasarımlarınıza başlarken ilk yaptığınız şey nedir?

EZP: İlk önce istekleri iyi analiz etmek gerekir. Eğer iletişim problemi yaşanıyorsa örnek bulgular isteriz. Çünkü herkes fikrini doğru bir şekilde ifade edemeyebiliyor. İstekleri alıp, sorularımız ile net bilgiye ulaşmaya çalışırız. Tasarım evresine geçmeden önce bu analizi çok iyi yapmanız gerekiyor. Aksi halinde emeğiniz heba olabilir. Gerektiğinde, isteğe benzer projeler üzerine kısa bir AR-GE yapılır. Ortada farklı ve özgün bir proje koymak her zaman öncelik olmalıdır. Direkt olarak “hadi başlıyoruz” deyip başlanmamalı. Bir düşünsel tasarım süreci bırakıyoruz kendimize. Bir iki gün hatta kısıtlamaksızın ilham gelene kadar formları, doğayı ve çevreyi inceliyoruz. Hayal gücünüze vakit sınırı koyamazsınız. Koyduğunuzda bu sınır düşüncenizi engelleyecektir. Hayalinizi özgür bırakmak için öncelikle vakit sıkıntısını bir kenara koyabilmelisiniz. Bazen yerde farklı bir formda duran demir parçasından bile ilham almak mümkün. İpin ucu elinize geçtiğinde gerisi ip söküğü gibi gelmeye başlayacaktır.

D:  Tasarımlarınızda zaman dilimini nasıl kullanırsınız? Dağılımını yapmanız gerekirse nasıl yaparsınız?

EZP: Öncelikle “bu projenin acelesi var” mantığını kabul etmiyoruz. Eğer farklı, güzel ve özgün bir proje isteniyorsa, burada kuralları tasarımcı koymalı. Tabii ki bu zamanı uzatma manasında değil; en kısa sürede en iyi tasarımı elde etme çabası manasındadır. Aksi taktirde zaman uzadıkça bu tasarımcının da zararına olur. Tasarım -projelendirme süreçlerine mutlaka esneme payı eklenmeli ve bu müşteriye belirtilmelidir. Müşterinizin beklentilerini siz oluşturursunuz. Eğer müşterinize başta mutlu olması için minimum süre verirseniz sonra üzülmesine sebebiyet verebilirsiniz. Çünkü beklentisini başta doğru karşılayamamışsınızdır. Dediğim gibi; esneme payı ile süreci belirlerseniz, süreç erken bittiğinde bu müşterinizi de mutlu edecektir. Aynı zamanda sürecin doğru belirlenmesi profesyonelliğinizi gösterir. “Hemen biter abi” mantığı amatör mantığıdır. Sürecin dağılımı projeye göre değişir. Ama duruma göre ortalama olarak 3-7 gün arası olacak şekilde hayal dünyamızı serbest bırakarak bir AR-GE gerçekleştiriyoruz. Çeşitli proje incelemeleri, form incelemeleri ve çevre incelemelerinde bulunuyoruz. Harf ve rakamlara bile biz harf ve rakam olmasından öteye bakmaya gayret ediyoruz. AR-GE sürecini ciddi derecede önemsiyoruz. Çünkü bundan sonraki tüm süreç bu ilhamdan kaynağından yola çıkıyor.

Bu süreçten sonra artık kafamızdaki olguları tasarım sürecine yönelik eskizler haline getiriyoruz. Bunu kendi içimizde tartışarak ekipçe bulgularımızı iletişime geçirmeye başlıyoruz. Böylece puzzle(ın) parçaları birleşmeye başlıyor ve masadan neşeli kalkıp heyecanla sanat eserimizin üzerinde çalışmaya başlıyoruz. Bu süreçlerin hepsinden müşterilerimiz kendisine açılan özel internet sayfasından kullanıcı adı ve şifresi ile giriş yaptıktan sonra anında takip edebiliyor. Bir zaman çizelgesi oluşturulup sürecin nasıl gittiğini, mevcut aşamada nerede olduğunu görebiliyor.

D: Eğitim hayatımız boyunca projeye konseptle başladığımızı söylersek, konseptsiz de tasarım yapılır mı? Konsept bir projede şart mıdır?

İster istemez oluşturulan her mekan aslında malzemelerin, ışığın, çevrenin vs tümünün birbiri ile kurgulanması ile meydana gelir. Yani aslında oluşturulan her mekan bir konsept sahibidir. Mesela sıradan ev lokantaları için bile halk içinde “sıradan ev lokantası konsepti”nde tasarlanmıştır diyebiliyoruz. Bizim için konseptin de kategorileri var: Bağımsız Konsept, Basit Konsept, Orda Düzey Konsept ve Üst Düzey konsept.

Bağımsız Konsept: Mekanın içindeki malzemelerin birbiri ile uyum sağlamasının yeterli olacağı, sırf güzel/farklı bir mekan oluşturmak için oluşturulan mekanlardır.

Kısacası şurası şöyle olsun, burası böyle olsun modu…

Basit Konsept: Bir mekanın genel hatları ile nasıl kurgulanacağı üzerine oluşturulan bir konsept türüdür. Mekandaki genel hattı bir düzen üzerine kurgulamaya başladınız noktada konsept pro-konsept kapsamına girmeye başlamış demektir.

Orta Düzey Konsept: Mekan içerisindeki malzeme kurgusu, ışık kurgusu, renk kurgusu örüntüsünün bir bütünlük sağlamaya başladığı aşamadır.

Günümüzde birçok mekan Orta Düzey Konsept üzerinden çalışmalar gerçekleştirmeye başlamıştır. Çünkü bu insanları psikolojik olarak da etkilemeye, insanları içine çekmeye başlamıştır.

Üst Düzey Konsept: Mekanın ötesine geçmeyi arzulamış kurgu anlayışıdır. Sadece mekandaki malzeme, ışık, renk kurgu üzerinde durmadan tüm doneleri objelerle ilişkilendirmeye başladığınız noktada oluşturulan bir üst düzey kurgu anlayışıdır. Sadece mekansal değil, ürünsel olarak da üzerinde durduğunuz bir proje anlayışıdır. Işıkları, malzemeleri, ürünleri, objeleri, kısacası TÜM detayları birbiri ile ilişkilendirmeye başlarsınız. Mesela bir restoran mekanında çalışanların kıyafeti bile buna dahil edilebilir…

D:  Bir iç mimar, diğer hangi meslek gruplarıyla iletişim içerisindedir? İç mimar bir projede aktif olarak yüzde kaçlık dilimde bulunur?

EZP: Profesyonellik gereği tüm meslekler diğer bazı meslek grupları ile ilişkilidir. Mesela içmimar mimar ilişkisi, içmimar malzeme mühendisi ilişkisinden belki de daha azdır. Malzemelerin kimyasını detaylı bir şekilde bilmesenizde genel bir bilginiz olmak zorunda… Çünkü hangi malzemenin ne şartlarda nasıl bir tepki vereceğini bilmiyorsanız sıradan basit bir içmimarsınız demektir.

Meslekler arasındaki ilişki oranı değişkenlik gösterebilir. Ama mimar için de içmimar için de malzeme çok önemlidir. Bunu belli bir şablona oturtmak zor olacak ama iç mekan projeleri bazında konuyu ele alacak olursak şöyle sıralayabiliriz:

Meslek Profesyonelleri %35

Malzeme Mühendisleri %25

Endüstriyel Tasarımcılar %17

Grafik Tasarımcılar %10

Hukukçular %8

Diğer %5

Tabi ki bu duruma göre değişkenlik gösterecektir.

D: Projelerde iş sözleşmeleri ne şekilde yapılmalıdır?

EZP: İş sözleşmeleri samimiyet içerisinde olmalı. Hem sizi hem karşı tarafı güvence altına almalı. Özellikle kendi sözleşmemde her madde elimden geçmiştir.

İşten işe sözleşme maddeleri değişkenlik gösterebilir. Kim olursa olsun, dostunuzla iş yapıyor olsanız dahi sözleşmeniz olsun. Bu dostluğunuzun baki kalması için önem arz ediyor. Olumsuz bir durumda söz uçar yazı kalır…

D:  İç mimarlar odasına kaydınız var mı? Eğer varsa size bir avantaj sağlıyor mu? Yada hangi noktalarda etkili oluyor?

EZP: İçmimarlar Odasına kayıtlıyım ve maalesef henüz hiçbir avantajını görmedim. Varlığının ya da yokluğunun pek bir önemi yok.

D: İç mimarlık konusunda Türkiye ne noktada?

EZP: İçmimarlık mesleği tüm dünyada trend olmaya başlayan bir meslek. Çünkü Basit Konsept kavramından çıkıp Pro-Konsept kavramına geçiş var.

Herkes tasarımın objeler ve mekanlar üzerindeki etkisini anlamaya başladı. Hatta logolar vb tüm kurumsal kimlik de buna dahil edilmiş durumda.

İnsanların kendilerini ya da firmalarını en iyi temsil eden yerler ofisleri, yani mekanlarıdır. Artık bu biliniyor ve hatta bir yarış haline geldi diyebiliriz…

Türkiye de buna dahil.

D:  Türkiye‘de  iç mimarların imza konusundaki sıkıntısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

EZP: İmza yetkisi maalesef mesleki hak ve ihlaller konusunda adaletsizlik. Her ne kadar imza yetkisini profesyonelliği etkileyen bir faktör olarak görmesem de hakların ihlal edilmemesi için gerekli görüyorum. Sürekli imza yetkisi üzerinden profesyonel hayatlarının etkilendiğini söyleyenlere ise kızıyorum. İyi iş yapmak başka, imza yetkisinden para beklemek başka. Bu kolaycılık… İyi iş çıkartma kaygısı taşımıyor. Fakat sonuç olarak bu hakkımız mevcut şartlar altında bize tanınmalı. Zira mimarlar oturduğu yerden imza karşılığı para kazanabiliyor. Diğer ülkelerde meslekler iç içe geçmiş ve eşit şartlarda mesleklerini idame ettiriyorlar.

D: Yeni mezun olan bir iç mimarlık öğrencisinin izlemesi gereken yollar hangileridir? (örneğin odaya kayıt yaptırmalı mı? Okuldan mezun olduğunda ilk yapması gereken şey ne olmalı?…vs. )

EZP: Aslında hangi meslek olursa olsun iş hayatı üniversitede başlıyor. Hocalarınız ilk müşterileriniz ve onları tatmin etmek zorundasınız. Kişisel bir firmasınız aslında. Bu konuda icmimarlikdergisi.com ‘da “Öğrencilere altın tavsiyeler” başlığı altında bir yazı yazmıştım.

(Bknz: https://www.icmimarlikdergisi.com/2014/09/09/universite-hayatindaki-icmimar-adaylarina-altin-tavsiyeler/ )

Yeni mezunlara tavsiyem cesaretli olmaları ve kendilerini iyi pazarlamalarıdır. Hiçbirimiz doğuştan bir şeyleri bilerek dünyaya gelmedik. Öğrenmenin sınırı yok. Sürekli kendimizi geliştirmeliyiz. Öğrenmeye aç olun. Güvenilir olun, güven verin. Adil, adaletli ve objektif olun. Kendinizle yarışır durumda olursanız her zaman daha başarılı olursunuz. En önemlisi bilmiyor olduğunuz konuda bilgi sahibi olmadığınızı kabul edin. Bilmiyorum diyebilin. Eğer müşteriye karşı bu durumda kalırsanız konuyu araştırmanız gerektiğini söyleyin. Bu konu konferans konusu. 🙂

 

Bunlar da İlginizi Çekebilir Yazarın Diğer Paylaşımları

1 Yorum

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.